Görsel misiniz, işitsel mi? Öğrenme stilleri efsanesine yakından bakış
Pashler ve arkadaşlarının 2008 incelemesi, öğretimi öğrenme stiline uydurmanın işe yaradığına dair sağlam kanıt bulamadı. Peki bu fikir neden hâlâ bu kadar yaygın ve eğitim tasarımında yerine ne koyabiliriz?

Bu yazıda
Bir eğitmen eğitiminde şu slaytı muhtemelen görmüşsünüzdür: üç ikon, bir göz, bir kulak, bir el. Altında da "Katılımcılarınızın öğrenme stilini tanıyın" yazar. Ardından kısa bir anket gelir, herkes kendini görsel, işitsel ya da kinestetik diye etiketler ve salonda hafif bir rahatlama olur. İnsanlar kendileri hakkında bir şey öğrenmiş gibi hisseder.
Sorun şu ki bu fikrin en iddialı hâli, yani "öğretimi kişinin stiline uydurursak daha iyi öğrenir" iddiası, ciddi biçimde sınandığında ayakta kalamıyor.
Pashler ve arkadaşları neye baktı?
Harold Pashler, Mark McDaniel, Doug Rohrer ve Robert Bjork 2008'de Psychological Science in the Public Interest dergisinde yayımladıkları "Learning Styles: Concepts and Evidence" başlıklı incelemede aslında basit bir soru sordular: Öğrenme stillerine göre öğretim yapmanın işe yaradığını gösteren sağlam kanıt var mı?
Bu çalışmayı değerli kılan şey, sorunun nasıl test edilmesi gerektiğini açıkça tarif etmesi. Yazarlara göre geçerli bir test için önce katılımcıları stillerine göre gruplamanız, sonra her gruptaki kişileri farklı öğretim yöntemlerine rastgele atamanız ve en sonunda belirli bir etkileşim görmeniz gerekiyor: "görsel" diye sınıflanan kişiler görsel yöntemle, "sözel" diye sınıflananlar sözel yöntemle daha iyi öğrenmeli. Yani en iyi yöntem gruptan gruba değişmeli. Yazarlar bu fikre meshing hypothesis, Türkçesiyle kabaca "eşleştirme hipotezi" diyor.
Buldukları tablo şöyle. İnsanların belirli bir sunum biçimini tercih ettiğini söylediğine dair bol kanıt var. İnsanların farklı türden yeteneklere sahip olduğu da tartışmasız. Ama yukarıda tarif edilen etkileşimi gösteren, yöntemsel olarak uygun tasarlanmış çalışma neredeyse yok. Bu deseni uygun yöntemle sınayan birkaç çalışma ise eşleştirme hipoteziyle doğrudan çelişen sonuçlar vermiş. Yazarların vardığı yer net: Öğrenme stili değerlendirmelerini genel eğitim uygulamalarına taşımayı haklı çıkaracak yeterli kanıt yok, sınırlı kaynaklar da kanıtı daha güçlü uygulamalara ayrılmalı.
Burada bir inceliği kaçırmamak lazım. Pashler ve arkadaşları "insanlar arasında fark yoktur" demiyor. "Tercih diye bir şey yoktur" da demiyor. Söyledikleri şey, tercihe göre öğretimi uydurmanın öğrenmeyi artırdığına dair kanıtın bulunmadığı. Bu ayrımı yapmadan konuşunca tartışma hemen "ama ben gerçekten görsel biriyim" noktasına kayıyor ve oradan çıkmak zor.
Peki neden hâlâ bu kadar yaygın?
Dürüst olalım, fikir çok çekici. Herkesin özel olduğunu söylüyor, eğitimciye kolay bir kişiselleştirme reçetesi veriyor, katılımcıya da zorlandığı anlar için hazır bir açıklama sunuyor: "Anlatım bana uygun değildi." Üstelik bu anketler kısa, eğlenceli ve sonuç anında geliyor. Eğitim salonunda bundan daha iyi satan pek az şey var.
Akademisyenler de bundan muaf değil. Newton ve Miah 2017'de Frontiers in Psychology'de İngiltere'deki yükseköğretimden 114 akademisyenle yaptıkları anketin sonuçlarını yayımladı. Katılımcıların %58'i öğrenme stillerine genel olarak inandığını söylemiş, ama bunları gerçekten kullandığını belirtenlerin oranı %33'te kalmış. Bence asıl çarpıcı bulgu başka: Katılımcıların %32'si, kanıt eksikliği kendilerine gösterildikten sonra da öğrenme stillerini kullanmaya devam edeceğini söylemiş. Yazarlar buradan, efsaneyi "çürütmeye" odaklanmanın tek başına pek işe yaramayabileceği sonucunu çıkarıyor.
Bu benim için önemli bir uyarı.
Bu yazıyı okuyup ekibinize "öğrenme stilleri yalanmış" diye bir e-posta atmak muhtemelen hiçbir şeyi değiştirmez. İnsanların elinden bir aracı alıyorsanız, yerine daha iyisini koymanız gerekiyor.
Yerine ne koyabiliriz?
Burada işimize yarayacak bir başka kaynak var. John Dunlosky ve arkadaşları 2013'te yine Psychological Science in the Public Interest'te on öğrenme tekniğini kanıt açısından değerlendirdi. En yüksek fayda düzeyinde iki teknik öne çıktı: kendini sınama (practice testing) ve aralıklı tekrar (distributed practice). Altını çizme ve tekrar tekrar okuma gibi en sevilen alışkanlıklar ise düşük fayda grubunda kaldı.
Kurumsal eğitim açısından bunun pratik karşılığı oldukça somut. Katılımcının stilini sormak yerine, programın içine geri çağırma anları koyabilirsiniz: modül sonunda kısa sorular, ertesi hafta küçük bir hatırlatma testi, bir ay sonra bir vaka üzerinden tekrar. Bir günlük yoğun eğitimi iki ya da üç parçaya bölmek de aralıklı tekrarın kurumsal versiyonu sayılabilir.
Bir de içeriğin kendisine bakmak gerekiyor. Bence daha makul bir ilke şu: Sunum biçimini çoğu zaman öğrenenin tercihi değil, öğretilen şeyin doğası belirler. Bir üretim hattındaki güvenlik prosedürünü anlatırken görsel ve uygulamalı gösterim mantıklıdır; bir müzakere taktiğini anlatırken canlandırma ve tartışma daha uygundur. Bu kararı katılımcının etiketi değil, konunun kendisi verir.
Peki öğrenme stili anketlerini tamamen çöpe mi atmalı? Bir sohbet başlatıcı olarak, insanların kendi tercihleri üzerine düşünmesini sağlayan hafif bir aktivite olarak kullanmak bence zararsız. Sorun, bu etiketlerin tasarım kararlarına dönüşmesinde başlıyor. "Bu grup kinestetik ağırlıklı, o yüzden okuma vermeyelim" gibi cümleler kanıtla desteklenmiyor. Daha kötüsü, katılımcıya dolaylı olarak "sen okuyarak öğrenemezsin" mesajı verip onun kendi öğrenme kapasitesine dair inancını daraltabiliyor. Bu son kısım araştırmanın değil benim yorumum, ama sahada tanıdık bir durum: "Ben zaten okuyarak öğrenemem" diyen kişi, okumak zorunda kaldığı içerikten baştan kopabiliyor.
Yarın sabah yapılabilecek birkaç şey
Eğitmen eğitimi materyallerinizi bir gözden geçirin. Öğrenme stillerini bir gerçek olarak sunan slaytları, bilinen bir yanılgı olarak ele alan slaytlarla değiştirin ve hemen ardına kendini sınama ile aralıklı tekrar örnekleri ekleyin. İhtiyaç analizi formlarında "öğrenme stiliniz nedir" sorusu varsa, onun yerine "bu konuda daha önce ne biliyorsunuz" sorusunu koymayı düşünün; önceki bilgi, tasarım için çok daha işe yarar bir veri. Tedarikçilerden gelen tekliflerde "her öğrenme stiline uygun içerik" gibi bir vaat görürseniz, bunun hangi araştırmaya dayandığını sormaktan çekinmeyin.
Belki en zoru da şu: Katılımcılardan biri "ama ben görselim" dediğinde ona karşı çıkmak yerine, görseli zaten iyi bir tasarımın parçası olarak sunmak. Herkes iyi bir şemadan, net bir örnekten ve doğru zamanda sorulan bir sorudan yararlanıyor. Tartışmayı kazanmaya çalışmak yerine tasarımı iyileştirmek, bu konuda atılabilecek en etkili adım gibi görünüyor.
Kaynaklar
- Dunlosky, J., Rawson, K. A., Marsh, E. J., Nathan, M. J., & Willingham, D. T. (2013). Improving students' learning with effective learning techniques: Promising directions from cognitive and educational psychology. Psychological Science in the Public Interest, 14(1), 4–58. https://doi.org/10.1177/1529100612453266
- Newton, P. M., & Miah, M. (2017). Evidence-based higher education: Is the learning styles 'myth' important? Frontiers in Psychology, 8, 444. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2017.00444
- Pashler, H., McDaniel, M., Rohrer, D., & Bjork, R. (2008). Learning styles: Concepts and evidence. Psychological Science in the Public Interest, 9(3), 105–119. https://doi.org/10.1111/j.1539-6053.2009.01038.x


