Daha fazla içerik, daha az öğrenme: e-öğrenmede bilişsel yük
Sweller'in bilişsel yük kuramı ve Mayer ile Moreno'nun dokuz önerisi, kurumsal e-öğrenme ve sunumlarda neyi eklememiz, neyi çıkarmamız gerektiğini anlatıyor.

Bu yazıda
Kurumsal eğitimde yaygın bir yanılgı var: ekranda ne kadar çok şey olursa, katılımcı o kadar çok öğrenir. Slayta biraz daha metin, videoya biraz daha müzik, e-öğrenme modülüne biraz daha animasyon. "Zengin içerik" diyoruz buna.
Bilişsel yük araştırmaları bize tam tersini söylüyor. Çoğu zaman eklediğimiz her şey, öğrenmeye ayrılması gereken zihinsel kapasiteden çalıyor.
Zihnin darboğazı: çalışma belleği
John Sweller'in bilişsel yük kuramı 1980'lerin sonunda şekillenmeye başladı. Sweller 1988'de Cognitive Science'te yayımladığı makalede ilginç bir şey iddia etti: uzmanı acemiden ayıran temel şey, uzun süreli bellekteki alana özgü şemalardır; ama geleneksel problem çözme bu şemaları kurmakta pek etkili değildir. Çünkü problem çözerken kullanılan amaç-araç analizi, sınırlı işlem kapasitesinin büyük kısmını tüketir ve öğrenmeye pek yer bırakmaz.
Sweller, van Merriënboer ve Paas 1998'de Educational Psychology Review'da bu kuramı daha geniş bir çerçeveye oturttu. Modelin özü basit: çalışma belleği sınırlıdır ve sözel ile görsel bilgi için kısmen ayrı bileşenleri vardır; uzun süreli bellek ise pratikte sınırsızdır ve şemaları barındırır. Öğretim tasarımının işi, çalışma belleğindeki gereksiz yükü azaltıp şema kurmayı desteklemektir.
Sweller'in 1988 makalesindeki fikir kurumsal tarafta da tanıdık gelmeli. Yeni bir sistemi öğretirken katılımcıyı hemen "kendin dene, çöz" diye zorlu bir göreve atmak sezgisel olarak etkili görünür; etkin öğrenme ya. Ama Sweller'e göre acemi bir öğrenen, problemi çözmeye çalışırken zihinsel kapasitesinin çoğunu yalnızca çözüme ulaşmaya harcar ve geriye kalıcı bir şema kurmak için pek yer kalmaz. Bu, uygulamanın kötü olduğu anlamına gelmiyor; zamanlamasının ve dozunun önemli olduğu anlamına geliyor.
Kurumsal eğitim için bunun anlamı şu: katılımcının dikkat bütçesi kısıtlı. Bu bütçeyi neye harcattığınız sizin tasarım kararınız.
Mayer ve Moreno'nun dokuz yolu
Richard Mayer ve Roxana Moreno 2003'te Educational Psychologist'te "Nine Ways to Reduce Cognitive Load in Multimedia Learning" başlıklı makaleyi yayımladı. Bence bu makale, her e-öğrenme tasarımcısının en az bir kez baştan sona okuması gereken metinlerden biri.
Yazarlar üç varsayımdan yola çıkıyor: insanlar sözel ve görsel bilgiyi ayrı kanallarda işler (ikili kanal), her kanalın kapasitesi sınırlıdır (sınırlı kapasite) ve anlamlı öğrenme iki kanalda da ciddi bir işlem gerektirir (etkin işlem). Ardından üç tür zihinsel talep tanımlıyorlar: içeriği anlamak için gereken temel işlem, içeriğe ait olmayıp tasarımın yarattığı "arızi" işlem ve bir bilgiyi çalışma belleğinde tutarken diğerini beklemekten doğan temsil tutma yükü.
Makale beş aşırı yük senaryosu ve bunlara karşılık dokuz çözüm öneriyor. Hepsini tek tek anlatmak yerine, kurumsal tarafta en sık karşılaştığım durumlar üzerinden gideyim.
Ekran metin dolu, anlatıcı da aynısını okuyor
Bu belki de en yaygın hata. Mayer ve Moreno görsel kanalın aşırı yüklendiği durumda sözcükleri ekranda yazı yerine anlatım olarak vermeyi öneriyor (modalite etkisi). Aynı anlatımı ekranda kelimesi kelimesine yazıyla tekrar etmemek de ayrı bir öneri (gereksiz tekrar etkisi). Seslendirme yapılan bir modülde ekrandaki metni anahtar kelimelere indirmek, çoğu zaman yapılabilecek en kolay iyileştirme.
"Renk katsın diye" eklenen içerik
İlginç ama konuyla ilgisiz anekdotlar, arka plan müziği, süs animasyonları. Makale bunların ayıklanmasını öneriyor (tutarlılık etkisi). Zor gelir, biliyorum; o güzel stok videoyu çıkarmak kimsenin hoşuna gitmez. Ama yük açısından bakınca, öğrenmeye hizmet etmeyen her öğe bedava değil.
Aynı senaryo için ikinci öneri işaretleme: önemli olanı vurgulayan başlıklar, oklar, ara özetler (sinyal etkisi).
Açıklama bir yerde, şekil başka yerde
Bir yazılım ekranını anlatan e-öğrenmeyi düşünün: ekran görüntüsü solda, açıklamalar sağ alttaki bir kutuda. Katılımcı sürekli gözünü gezdiriyor. Öneri, metni şeklin ilgili parçasının yanına yerleştirmek (mekânsal yakınlık etkisi). Anlatım ile animasyonun aynı anda verilmesi de benzer bir mantıkla öneriliyor (zamansal yakınlık etkisi).
İçerik gerçekten karmaşık
Bazen sorun tasarım değil, içeriğin kendisi. Bir üretim sürecini ya da yeni bir mevzuatı anlatıyorsunuz ve her şey birbirine bağlı. Burada makale iki şey öneriyor: içeriği katılımcının kendi hızında ilerleyebileceği parçalara bölmek (bölümleme) ve sistemin nasıl çalıştığını anlatmadan önce parçaların adını ve işlevini öğretmek (ön eğitim). Kırk beş dakikalık tek bir video yerine kısa, tıklanarak ilerlenen bölümler bunun basit bir uygulaması.
Sınırlar, ve pazartesi sabahı için birkaç not
Bu çalışmaların çoğu laboratuvar ortamında, kısa derslerle ve çoğunlukla öğrencilerle yapıldı. Mayer ve Moreno da bölümleme, sinyal verme ve hizalama önerilerinin sınırlı araştırmaya dayandığını, daha fazla sınanması gerektiğini açıkça yazıyor. Kurumsal e-öğrenmenin uzun, karışık ve çoğu zaman zorunlu doğası düşünüldüğünde, bu ilkeleri kesin kurallar değil, güçlü varsayılanlar olarak görmek daha doğru.
Bir de katılımcının deneyimi meselesi var. Makaledeki son öneri, yüksek kaliteli tasarımın özellikle güçlü uzamsal yeteneğe sahip öğrenenlerle eşleşmesine dair; yani öğrenenin kendisi de denklemin parçası. Yeni başlayan biri için gerekli olan bir açıklama, işi on yıldır yapan biri için fazlalık olabilir.
Türkiye'de bir eğitim ekibinin yarın yapabileceği birkaç şey:
- Elinizdeki en çok kullanılan e-öğrenme modülünü açın ve seslendirmenin ekrandaki metni birebir okuduğu yerleri işaretleyin.
- Her slayt için "bu öğe öğrenme hedefine hizmet ediyor mu?" sorusunu sorun. Hayırsa çıkarın.
- Uzun videoları katılımcının kendi kontrol edebileceği parçalara bölün.
- Teknik terimleri, ana içerikten önce kısa bir ön modülde tanıtın.
Bu ilkeler yalnızca e-öğrenme için değil. Sınıf içi eğitimlerdeki sunumlara da aynen uygulanıyor. Eğitmen konuşurken ekranda paragraf paragraf metin varsa, katılımcı ya dinliyor ya okuyor; ikisini aynı anda iyi yapması zor. Toplantı sunumları, ürün tanıtımları, yönetim kuruluna giden raporlar da bu açıdan farklı değil. Mayer ve Moreno'nun çerçevesi aslında bir "bilgi nasıl sunulur" kılavuzu ve kurum içinde slayt hazırlayan herkesin işine yarar.
Bu ilkelerin güzel yanı, büyük bütçe istememeleri. Çoğu zaman eklemekle değil, çıkarmakla ilgililer. Ve dürüst olalım, bir şeyi çıkarmak eklemekten her zaman daha zor.
Kaynaklar
- Mayer, R. E., & Moreno, R. (2003). Nine ways to reduce cognitive load in multimedia learning. Educational Psychologist, 38(1), 43–52. https://doi.org/10.1207/S15326985EP3801_6
- Sweller, J. (1988). Cognitive load during problem solving: Effects on learning. Cognitive Science, 12(2), 257–285. https://doi.org/10.1207/s15516709cog1202_4
- Sweller, J., van Merriënboer, J. J. G., & Paas, F. G. W. C. (1998). Cognitive architecture and instructional design. Educational Psychology Review, 10(3), 251–296. https://doi.org/10.1023/A:1022193728205


